Körfez Köprüsü’nden Geçiş


 

ANAP hükümetleri döneminden bu yana devletin yatırım gündeminde olan, ihalesi bir kez iptal edilen, pek çok kez ertelenen Körfez Köprüsü ve İstanbul-İzmir otoyolu ile ilgili ihalede, teklifler alındı. Yap-İşlet modeli ile inşa edilecek Körfez Köprüsü ve otoyol için Karayolları Genel Müdürlüğü’nde yapılan ihaleye, iki büyük konsorsiyum teklif verdi.

BÜYÜKŞEHİR SAHİPLENDİ

Devletin projesi olan Körfez Köprüsü Projesini, 29 Mart seçimleri öncesinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin AKP’li yönetimi sahiplenmiş, Karaosmanoğlu’nun seçim beyannamesinde de bu proje, sanki Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılacak gibi sunulmuştu. Başkan Karaosmanoğlu, Ulaştırma Bakanlığı nezdinde ihaleyi takip etmenin dışında bu konuda bir yetkiye sahip değil.

35 DOLAR GEÇİŞ ÜCRETİ

Karayolları Genel Müdürlüğü’nde önceki gün yapılan ihaleye, Cengiz İnşaat-Kolin İnşaat-Mapa İnşaat-Limak İnşaat konsorsiyumu ile Nurol İnşaat-Özaltın İnşaat- Makyol İnşaat- Astaldi İnşaat-Yüksek İnşaat-Gökay İnşaat konsorsiyumunun teklif verdiği öğrenildi. 3 kilometre uzunluğundaki Körfez Köprüsü ile 420 kilometrelik İstanbul-Bursa-Balıkesir-İzmir otoyolu inşaatına bu yıl içinde başlanacak. Karayolları Genel Müdürlüğü, inşaat süresi ve köprünün devlete devri konusunda en kısa süreyi taahhüt eden konsorsiyuma işi verecek. Köprü tamamlandığında, otomobiller için geçiş ücreti 35 Dolar (yaklaşık 105 TL) olacak deniyordu. Karayolu ile İzmir-İstanbul yolculuğu 3.5 saate inecek.

KÖPRÜDE RAYLI SİSTEMDE OLACAK

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu yaptığı açıklama da yapılacak olan Köprüde raylı sistemin de olacağını belirterek ‘Köprünün bir an önce yapılması için biz de çalışmaları yakında takip ediyoruz. Köprüde raylı sistem de olacak. Bizim bölgeyi kullanan yolcuların büyük bir bölümü raylı sistemi kullanacak. Bunun yanında araçların büyük kısmı da buradan geçeceği için Kocaeli’de trafik büyük oranda rahatlayacak.’ dedi.


kim görürse dönüp yine bakıcak ve premium bir tarzı varmış dedirtecek tek şey

https://goo.gl/fxKqlJ

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı


“Madem söz konusu onlar olduğunda ne kadar farklı düşünürsek düşünelim bir araya gelip gövdelerimizi onlara siper edecek kadar seviyoruz, o zaman bu canlıları daha yakından tanımakta da fayda var. Ağaçlar… Çoğumuza hepsi çam ya da ağaç olsa da her biri ayrı dünya. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik’in katkılarıyla sizin için şehirlerde arz-ı endam eden ve mutlaka tanımanız gereken 10 ağacı belirledik.

Şehirlerin tanınması gereken 10 ağacı

Basit soru: Ağaçları neden tanımalıyız? Tanısak ne, tanımasak ne! Böyle de bakılabilir olaya. Yanından geçer, sırtımızı dayar, gölgesinde yatar, en nihayetinde umursamasak da yaşar gideriz. İşte doğanın olayı tam da bu… İster tanı ister tanıma, ister koru kolla, ister umursama… O senin için her daim yapması gerekeni karşılık beklemeden yapıyor.  O yüzden ağaçlar öyle mahallede borcumuzun kabardığı esnaf gibi görmezlikten gelinecek canlılar değil. Hele en güzel, en taze, en can alıcı hallerine büründükleri bu bahar günlerinde. Parklarda en güzel halleriyle sizi bekliyorlar.

1) AKDENİZ SERVİSİ 



İlk defa Roma döneminde Bebek-Beşiktaş arasına, gemi yapımında kullanılmak üzere dikilmiş. Yani bilinen ilk ağaçlandırma serviyle yapılmış. O günden bu güne mezarlıklar başta olmak üzere şehirlerin vazgeçilmezi.

2) GÜLİBRİŞİM 



Anavatanı İran olmasına karşın dünyaya İstanbul’dan dağılmış. İtalyan Filippo Degli Albizzi, 1745’te bu ağacın tohumlarını Avrupa’ya taşımış. O da güzelliğiyle çok kısa zamanda tüm Avrupa’yı fethetmiş.

3) ÇİN YELPAZE ÇAMI 



Ginko biloba olarak da bilinen bu ağacın mazisi 280 milyon yıl. Yani gezegenimizde bilinen en eski ağaç.  Bu nedenle yaşayan fosil ve mabet ağacı olarak da bilinir. Dikkat: Tohumları çok kötü kokar, oynaşmayın.

4) FISTIKÇAMI 



Ege ve Akdeniz Bölgeleri’nin ağacı… İstanbul’a 18-19’uncu yüzyıllarda getirilmiş. İstanbul Boğazı’nda o kadar iyi gelişmiş ki, günümüzde Boğaz’ın en güzel simgelerinden biri.

5) MANOLYA 



18. yüzyılda saray için Avrupalı bahçıvanlar tarafından İstanbul’a getirilmiş. Kökeni Amerika olan bu ağacın en yaşlı ve görkemli bireyleri Batum Botanik Bahçesi, Zonguldak ve İstanbul’da bulunuyor.

6) ATKESTANESİ 



Osmanlı döneminde Arnavutluk’tan getirilmiş. Kestaneye benzeyen tohumlarının atlara ‘Soluğan’ hastalığını iyileştirmek için verilmesi nedeniyle bu adı almış.

7) ERGUVAN 



“İstanbul’un ağacı hangisi” diye sorulduğunda verilecek yanıt erguvan. Akdeniz ve Ege makiliklerinin doğal ağacı ama artık Boğaz’ın sayılır. Pembe çiçekleriyle Boğaz’ın en görkemli ve göz alıcı ağacı…

8) TOROS SEDİRİ  



Dünyada dört türü var. Toros sediri bu dört kardeşin en görkemlilerinden. Mısır Piramitleri’nin yapımında kullanılmak üzere binlerce sedir ağacı kesilerek Toroslar’dan Mısır’a taşınmış…

9) MEŞE 



Türkiye, 17 türü ile dünyanın meşe merkezi. Roma ve Bizans döneminde gücün ve kuvvetin simgesi olan bu ağaç Anadolu’nun inşasında her daim başrolü oynamış. Oscar versek ilk sahibi meşe olurdu.

10) SIĞLA 



Dünyadaki tek doğal yayılış alanı Türkiye ile Rodos Adası. Günlük ağacı da deniyor. 15-16 milyon yıl önce bütün Batı Anadolu bu ağaçla kaplıymış. Yağı ilaç, esans ve tütsü yapımında kullanılıyor. ”

kim görürse dönüp yine bakıcak ve premium bir tarzı varmış dedirtecek tek şey https://goo.gl/qNUEoc  ”

Eşek Sütü Anne Sütü Kadar Besleyici


Eşek sütü anne sütü kadar besleyici

Geçenlerde posta kutuma bir ‘reklam-mail’ düştü. Bir krem tanıtılıyordu. Yazılanlara göre bu krem, cildi pürüzsüz hale getiriyor, ayak mantarını, nasırı ve tırnak batmasını önlüyordu. Kremin eşek sütünden yapılmış olması ilgimi çekti.

Eşek sütünün, anne sütü kadar besleyici, bazı hastalıkları iyileştirici özelliklerini biliyordum ama insanı güzelleştirdiğini ilk defa işitiyordum. Ben farkında değildim ama antikçağdan beri -özellikle kadınlar- bunu biliyormuş. Sezin Öney’in, ‘Metro Gastro’ dergisindeki makalesinden öğrendiğime göre, MÖ 69 yıllarında yaşayan Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın  süt banyosunda kullanılacak sütü temin etmek için tam 700 eşek sağılıyormuş! Öney’in makalesinde, Kleopatra’nın banyo için kullandığı eşek sütünün, ‘ekşitilmiş süt’ olduğu öne sürülüyor. Bu iddiayı atanlar, sütteki şeker laktozunun bakteriler tarafından laktik aside dönüştürüldüğünü, ortaya çıkan ekşi sütün de ‘deriyi cilalama’ özelliğini kazandığını belirtiyor.

 

 

PAPA DA EŞEK SÜTÜ İÇİYORMUŞ

Kleopatra’nın eşek sütüyle ilişkisini kanıtlayacak belge yok ama Roma İmparatoru Neron’un ikinci karısı Poppea Sabina’nın eşek sütüyle yıkandığına dair yazılı kayıtlar var. Kayıtlara göre, kraliçe süt banyosunun yanı sıra yüzünü de her gün eşek sütüyle yıkıyordu. Romalı tarihçi Gaius Plinius Secundus’a göre, Roma Kraliçesi’ne eşek sütünün, ‘cildini hastalıklardan ve güzelliğini bozulmaktan koruyacak bir sihir’ olduğu söylenmişti. Eşek sütünün sihrine inanan tek kişi kraliçe değildi. MÖ 48 ile 17 arasında yaşayan İmparator Birinci Claudius’un karısı Valeria Messalina, yüzüne eşek sütü emdirilmiş ekmekle yapılmış güzellik maskesi uyguluyordu. Romalı tarihçi ve doğa bilimcisi Gaius Plinius, ‘Doğa Tarihi’ adlı eserinde eşek sütünün yararlarını şöyle sıralamıştı: “Sallanan dişleri sağlamlaştırır, zehirlerin etkisini bertaraf eder, gözlerdeki hastalık izlerini siler”.

 

Hindistan’ın bazı bölgelerinde, yeni doğan çocuklar hâlâ eşek sütüyle besleniyor. Bu sütün, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirdiğine ve sesini güzelleştirdiğine inanılıyor.

Papa Francis’in geçenlerde çocukluğunda annesinin sütüne ilave olarak eşek sütü de içtiğini söylemesi tüm dikkatleri bu konuya çevirdi. Eşek sütünden medet umanların sayısı bu açıklamadan sonra arttı. Avrupa’nın birçok kentinde eşek çiftlikleri kurulmaya başlandı. Eşek sütünden para kazanmaya başlayanların sayısı giderek artıyor. Bu, en çok Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki girişimcilerin işine yaradı. Dünyaca ünlü Kıbrıs eşekleri, Avrupalı yatırımcılar tarafından kapışılıyor. Bu arada, günde 3 litre süt veren Sicilya eşekleri de rağbet görüyor. İtalya’daki 780 eşek çiftliğinde Sicilya eşekleri besleniyor.

Eşek sütü kolay ulaşılacak bir besin maddesi değil. Çünkü pahalı. Bir eşekten günde ancak 1-3 litre arası süt sağılabildiği için üretim miktarı düşük. İtalya ve Sırbistan’da eşek peynirinin kilosu bin euro’dan satılıyor. Fiyatın yüksek olmasının nedeni de 100 kilo sütten ancak 1 kilo peynir yapılabilmesi. İsviçre ve İtalya’da bazı firmalar, eşek sütü tozu üretebilmek için yatırımlar yapıyor. Yatırımcılar, eşek sütü tozunun, çocukların beslenmesinde ve kozmetik sanayiinde daha verimli kullanılacağını öne sürüyor.

 

 

 

TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK EŞEK ÇİFTLİĞİ

Gelelim bize… Malum, gözlerinin güzelliği dışında bizde pek sevilmez eşek. En sunturlu küfürlerimizi onun üstünden ederiz. Biri sözünüzü dinlemediği zaman, ‘Eşek başı mıyım’ deriz. Bir şeyin kıymetini bilmeyenler için, ‘Eşek hoşaftan ne anlar’ deyimini kullanırız. Birisinin aptallığını vurgulamak için, ‘eşek kafalı’ yakıştırmasını yaparız. Kötü duruma düşenlerle, ‘Eşekten düşmüşe döndü’ diye alay ederiz… Batı’nın onunla ilgili yatırımlar yapması, bu güzel hayvana bakış açımızı değiştirecek mi acaba?

Türkiye’de de eşeğin kıymetini bilmeye başlayanlar var: İstanbullu üç girişimci, Tire’de 24 dönüm üstüne eşek çiftliği kurmuş. Şimdilik 60 eşekleri var. Girişimciler son yıllarda eşek fiyatlarının arttığını belirtiyor. Önceleri kimselerin yüzüne bakmadığı bu hayvanların tanesine, şimdilerde 2 bin 500 lira istendiğini öne sürüyorlar.

Bursa’nın Orhaneli ilçesindeki çiftlikse işe 24 eşekle başlamış. Çiftlik sahipleri süt siparişini karşılayamadıklarından yakınıyor. Türkiye’deki en büyük eşek çiftliğiyse Kırklareli’nde. Şimdilik 230 eşekleri var. İşletmeciler eşeklerin aylık masrafının 20 bin lirayı bulduğunu söylüyor. Çiftlik yetkilileri süttozunun 100 gramının 200 liradan satılacağını belirtiyor. Sözün özü; sütünden sağlık fışkıran eşekler, yakın geleceğin en kıymetli hayvanları arasında yer alacak. Aklınızda bulunsun.

 

 

ARAŞTIRMACILAR ANNE SÜTÜ KADAR BESLEYİCİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR

Eşek sütünün ateşli savunucularından biri de, tıp biliminin kurucusu Hipokrat’tı. MÖ 460-370 arasında yaşayan Hipokrat; ateş, burun kanaması, enfeksiyon, karaciğer sorunları, ödem, zehirlenme ve yaralanmalara karşı eşek sütü öneriyordu. Araştırmacılar, eşek sütünün tedavi edici özelliğinin, laktoz oranının yüksek olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Buna göre eşek sütü, anne sütü kadar besleyici.


kim görürse dönüp yine bakıcak ve premium bir tarzı varmış dedirtecek tek şey https://goo.gl/qNUEoc

 

Hayatta neler yapılabilir


Clipboard01

Örneğin en fazla 25000 kitap okunabilmiş bugüne kadar. (Bir insanın ölene kadar okuduğu maksimum kitap sayısı, Louise Brown)

Hayatımızın ortalama süresi 650000 saat. Bu sürenin 200000 saat kadarı uykuya gidiyor. Bize kalan “ortalama” süre 450000 saat. Bu süreçten temel eğitime, üniversiteye, işe, trafiğe, bakıma, tuvalete, yemeğe ve daha bir sürü ıvır zıvırı çıkartırsak bize en fazla 100000 saatlik aktif süre kalacaktır.

İşte hayatta neyi tadacaksanız, o yüz bin saatlik sürede tadacaksınız, bunu unutmayın. Daha şanssız da olabilirsiniz, tam aksine süreleri daha verimli de değerlendirebilirsiniz ama kaderinizin önüne geçemezsiniz.

O yüzden, gerçek bir idealiniz yoksa, hayatınızın tadını çıkarmaya şimdiden bakın, anı yaşayın. Geleceğe takılı kalmayın. Hepimizin yaptığı bir hatadır bu.

” nereye giderseniz gidin bakışlar hep üzerinizde ve premium bir tarzınız olucak https://goo.gl/QzngJw 

Karşılıklı seviyorsanız asla bırakmayın


“20 yaşındayım İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyorum ve Amasyalıyım. Tam tamına 3 senelik uzun mesafe ilişkim var. Bunu dediğimde bazıları türkiye içinde sanıyor ama benimki tam olarak Türkiye-Meksika arası, yaklaşık 11.000 km ediyor. Internetten tanışmıştık belki kader oradan tanışmakmış. ve yüz yüze hiç görüşmedik ta ki 23 ocak 2016 tarihinde… 3 sene bekleyip, dayanıp, sabır edip hedeflerine ulaşmak o kadar güzel bir duygu ki..

Onu tanıtmam gerekirse ismi Priscilla psikoloji okuyor ve 22 yaşında. yaşı büyük olabilir ama hiç sorun olmadı, tek sorun üniversiteme sıkıca asılıp uzatmadan bitirmek ki İngiliz edebiyatı da pek kolay olmadı bunun için… hayırlısı diyelim

Buluşmayı 2 yıldır düşünüyorduk ama maddi sıkıntımız vardı. gidiş dönüş bileti 1900 tl  ediyor meksika’ya. az para değil sonuçta. babama sorduğumda gitmek istiyorum diye, hayır şimdi olmaz erken diyordu. Bunu kıza doğru düzgün açıklayamıyordum bile. 2 senedir beni bekliyordu. 2015 yazında piknik alanında çalıştım mangal götürdüm getirdim 14 saat çalışıyorduk oruç olsak bile ama değdi. biriktirdim parayı ve dedim babama ben gideceğim sadece senin onayın lazım. Tamam dediğinde bir anda şok oldum gözlerim doldu ve babama sarıldım. İnternet tanıştığım, sevgili olduğum ve 3 yıldır birlikte olduğum biriyle buluşacaktım ve ilk kez yurt dışına çıkacaktım. Priscilla son 2 gün kala şoka falan girmeye başlamıştı diyebilirim. İlk kez buluşma heyecanı vardı ikimizde de.
Aktarma Amsterdam üzerindendi ve istanbuldan uçak çok geç kalktı hep o pegasus’un yüzünden…… Mexico City uçağımı kaçırdım. Orada bayılacak gibi oldum çünkü düşündüğüm şey acaba türkiyeye geri mi döneceğimdi. Fakat olmadı oradakiler yardım etti (KLM ADAM GIBI ADAMDIR GENCLER THYDEN SONRA ARTIK KLM KULLANIRIM BEN) bir gün sonra aynı saate bileti verdiler ve akşam yemeği kahvaltı dahil havaalanı içinde otel verdiler. memnun kaldım açıkcası her şey güzeldi farklı bir deneyim oldu bana da ve sonunda buluşma vakti… hiçbir zaman unutamayacağım..

Daha çok şey var aklımda yazmak istediğim ama hepsini bir anda dökemiyorum. Biliyorum çok farklı bir başlık ve konu oldu ama sorularınız varsa hepsine açığım, sevdiğiniz insanı bırakmayın araya mesafe girse bile…

Küçük editler: Oraya hediye olarak (Karabükte okuyorum bu arada) Safranboludan çifte kavrulmuş lokum ve safran kolonyası, gümüş kahve takımı ve taze çekilmiş türk kahvesi, annemden kız arkadaşıma  fotoğrafımızın basıldığı bardak ve kız kardeşine bere. Çiğköfte götürdüm marketten kutuyla alıp düşünün yani


(yüzük benden )

 

Oradan 70 lik tekila getirdim

Tequila diye kasabaları var orada üretiliyor tekilalar genelde. 70 lik bu tekila 27 tl ediyor düşünün. 130 tlye kuzene sattım

çoğu fotograflar instagramda tek tek burada paylaşamıyorum o yüzden linki yine de koyayım ben 🙂 https://www.instagram.com/hupi05/

kim görürse dönüp yine bakıcak ve premium bir tarzı varmış dedirtecek tek şey https://goo.gl/qNUEoc   ”