Sarayda Kümes :)


 

Skandal… Skandal…

Ne yazık ki siyasetin gündeminde bu skandal yok.

Oysa bu, insan sağlığının hiçe sayıldığının net olarak ispatıdır.

Kimse sesini çıkarmıyor…

Oysa bu, “hep bana/hep aileme” anlayışının net olarak ispatıdır.

Susuluyor…

Konu, tavuk olduğu için…

Konu, bıldırcın olduğu için…

Konu, sebze olduğu için…

Konu yemek-içmek olduğu için herhalde önemsenmiyor/küçümseniyor!

Ne büyük hata..!

Evet, Ak Saray’daki tavuk-bıldırcın kümeslerinden; Ak Saray bahçesinde yetiştirilen sebzelerden bahsediyorum.

Böyle bir Cumhurbaşkanı olur mu?

Millete yedirdiğini kendi yemiyor.

Millete yedirdiğini ailesine yedirmiyor.

Hiç mi kimsenin aklına gelmiyor; Cumhurbaşkanı neden bakkaldan, pazardan, marketten alışveriş etmiyor da kendi yiyeceğini kendi ürettiriyor.

13 yıldır milletin ne yediğini/millete ne yedirdiğini kendi iyi biliyor!

Evet, endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum:

Sizin çocuğunuzun erken ergenliğe girmesine neden olan yiyeceklerden.

Sizin çocuğunuzun alerjisini artıran, obezite olmasını sağlayan, tüm hormon bozukluklarına neden olan yiyeceklerden bahsediyorum.

Sizin, kısır olmanıza, kanser olmanıza, sinir sistemi bozukluklarına sebep olan yiyeceklerden bahsediyorum.

Çevreyi yok eden GDO’lu/ genetiği değiştirilmiş endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum!

Gördünüz mü? Duydunuz mu? Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki; halkına yedirdiğini kendi yemiyor, ailesine yedirmiyor!

Başta Hindistan olmak üzere Asya’yı…

Başta Arjantin olmak üzere Güney Amerika’yı…

Ve tüm Afrika’yı zehirleyen ülkelere-şirketlere, ülkemizin kapısını açanlar demek yaptırdıkları Ak Saray’da doğal besleniyorlar öyle mi?

Bu ahlaki midir..?

Hz. Muhammed’in “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” sözünü şöyle değiştirebilir miyiz:

Komşusu GDO’lu yiyeceklerle zehirlenirken; doğal yoldan beslenen bizden değildir!

Ey tarih bunu böyle yaz..!

PEKİ, YA BİZ?

Ülkeye GDO’lu ithal ürünler gelmesi için neler yapmadılar ki:

Tohumumuzu kuruttular: Çıkardıkları tohum yasasıyla köylüyü yabancı şirketlere-hibrit tohumlara mecbur ettiler.

Toprağın bin bir çeşit ilaçla zehirlenmesine, sularımızın kirlenmesine seslerini çıkarmadılar.

Denetimleri yapacak ziraat mühendislerine, veterinerlere iş vermediler.

Çıkardıkları Biyogüvenlik Yasası ile GDO’lu ürünlerin gıda imalatında ve hayvan yeminde kullanılmasını serbest bıraktırarak gıda güvenliğini tümden yok ettiler.

Ve sürekli yasalarla oynayarak tarımı-hayvancılığı bitirdiler; yabancı gıda tekellerine ülkeyi bağımlı hale getirerek, gıda bağımsızlığını yok ettiler.

Eti bozdular…

Sütü bozdular…

Temiz sağlıklı yiyecek

bırakmadılar.

Tarımsal tüm devlet kuruluşlarını peşkeş çektiler…

İnsanımızı ithal GDO’lu ürünlere mecbur bırakarak sindirim sistemlerini yok ettiler…

Ve şimdi…

Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…

Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray’a kümesler kurduruyorlar; sebze-meyve diktiriyorlar…

Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…

Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray’a yaptığı bitki kürleriyle tanınan gıda danışmanı alıyorlar…

Peki…

O kendini kurtardı…

O ailesini kurtardı…

Ya biz? Ya bizim sağlığımız?

Halk sağlığının hiç mi

önemi yok?

GDO’lu ürünler yüzünden kızlarımız 6 yaşında regl oluyor.

GDO’lu ürünler yüzünden insanlarımız 30-40 yaşında kanserden ölüyor.

GDO’lu ürünler yüzünden her 7 aileden biri doğuramıyor.

Kaç nesil çürütülüyor…

Hiç mi sorumluluk

duymuyorlar?

Cumhurbaşkanlığının sorumsuzluğu bu anlama mı geliyor?

Sormayalım mı? Susalım mı?

Kümes’in gerçek anlamını yazmayalım mı?

FARK BUDUR

Ah benim AKP’li kardeşim!..

Nasıl hâlâ farkına varmazsınız; hadi kendinizden vazgeçtiniz, çocuğunuzun sağlığını da mı düşünmüyorsunuz?

Saraylarına kendi kümeslerini niye yaptırıyorlar hiç mi düşünmüyorsunuz?

Hiç mi bir büyük farkın farkında değilsiniz?

Biri... Recep Tayyip Erdoğan…

Diğeri... Mustafa Kemal Atatürk…

İkincisi… Atatürk, tarımın gelişmesi için 1925 yılından itibaren örnek çiftlikler kurdu: Ankara’da Orman Çiftliği, Yalova’da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Dörtyol’da Karabasmak Çiftliği, Tarsus’ta Pillioğlu Çiftliği idi. Bu yedi çiftliğin arazi varlığı 15 bin 500 hektar kadardı.

Atatürk 11 Temmuz 1937’de Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı bir yazı ile bu çiftlikleri Hazine’ye, yani halka bağışladı.

Bu çiftliklerin idaresini devralmak üzere 1 Ocak 1938 tarih ve 3308 sayılı Kanun’la bir iktisadi devlet teşekkülü olarak örgütlenen Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu oluşturuldu. Kuruluşun amacı, oluşturacağı zirai makine ve araç parkıyla köylünün ekim, nadas ve harmanına yardım ederek; tarlalarında tarımsal mücadele yaparak, onları modern tarıma alıştırmaktı. Kurum çalışmalarını daha çok tahıl türleri ve hayvan ırklarının iyileştirilmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Vs…

Diğeri…

Atatürk Orman Çiftliği üzerinde Ak Saray inşa ettirdi.

Ve Ak Saray’da; halk için, tavuk-bıldırcın, sebze-meyve üretimi yaptırmıyor. Ak Saray’da sadece kendi ve ailesi için üretim yaptırıyor!

İşte fark budur…

Biri... “Köylü öğrensin-halk yesin” diye örnek çiftlikler kuruyor.

Diğeri… “Kendim-ailem hem oturup-hem yesin” diye Atatürk Orman Çiftliği’ni ne hale getiriyor.

Erdoğanlar’ın bencil dünyalarını anlatması bakımından, kümes iyi bir simge değil midir?

Reklamlar

Fikriniz varmış,malınız gibi paylaşınız...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s