Dünyanın En Meşhur Köprüleri


Ait oldukları şehirle özdeşleşen bu köprüler harika.

1- GOLDEN GATE KÖPRÜSÜ

San Francisco’nun simgesi durumunda.Görüntüsü muhteşem.

2- BROOKLYN KÖPRÜSÜ

New York’da bulunan bu köprü ABD hükümeti tarafından tarihi bir mekan olarak korunuyor.

3- TOWER BRIDGE KÖPRÜSÜ

1895 yılında hizmete açılan köprü Londra’nın adeta simgesi.

4- SIDNEY LİMAN KÖPRÜSÜ

Opera binasıyla beraber şehrin simgelerinden biri.

5- AKASHI-KAIKYO KÖPRÜSÜ

Dünyanın en uzun çelik asma köprüsü olarak bilinen Japonya’da ki bu köprü tam 1.991 metre !

6- SIOSEPOL KÖPRÜSÜ

İran’ın İsfahan kentinde bulunuyor.Yapımı 1650 yılında tamamlanmış.

7- MİLLAU VİYADÜĞÜ

Güney Fransa’da bulunan bu köprü dünyanın en yüksek köprüsü.

8- MOSTAR KÖPRÜSÜ

1993’te Bosna savaşında yıkılan bu köprü, 2004 yılında onarılarak tekrar kullanıma hazır hale getirilmiştir.Savaşın sembollerindendir.

9- RIALTO KÖPRÜSÜ

Venedik’te bulunan bu köprünün yapımı 1591 yılında tamamlanmış.

10- NANPU KÖPRÜSÜ

Çin’de bulunan bu köprü oldukça değişik bir yapıya sahip.

11- BOĞAZ KÖPRÜSÜ

Bir ucu Avrupa Yakası’nda Ortaköy, diğer ucu Anadolu Yakası’nda Beylerbeyinde bulunan köprü 30 Ekim 1973 tarihinde saat 12.00’de açılmıştır.

+1

En Sıradışı Restoranlar


1- El Diablo Restaurant – Teguise, İspanya

Bu restoranda barbekü, restoranın altında bulunan aktif volkanın ısısıyla yapılıyor.

2- Sarnıç Restoran – İstanbul, Türkiye

İstanbul’da bulunan bu restoran 1000 yıllık sarnıcın altında bulunuyor.

3- 360 Degrees Restaurant – Phuket, Tayland

Etrafında ki Andaman Denizi’ni 360 derecelik manzarasını sunuyor.

4- Stuckli Sky Dining – Dinner in a Ski Lift in Sattel, İsviçre

İsminden de anlaşılacağı gibi müşterilerine gökyüzünde hizmet veriyor.

5- Snow Castle Restaurant – Kemi, Finlandiya

Bu restoranda müşterilerine buzun içinde hizmet veriyor!

6- Tree Pod Dining – Soneva Kiri in Koh Kood, Bangkok

Özel dokuma bambuların üzerinde eşsiz bir deneyim sunuyor bu restoran…

7- Labassin Waterfall Restaurant – Villa Escudero Plantations and Resort, Filipinler

Labassin Waterfall yapay şelalenin üzerinde hizmet veriyor bu restoran.

8- Le Jules Vernes – Paris, Fransa

Eiffel Kulesin’de yemeğe kim hayır der ?

9- Treehouse Restaurant – Yeni Zelanda

Ağaç evlerde harika bir öğün isteyenler için.

10- Grotta Palazzese – Polignano a Mare, İtalya

Adriyatik Denizi eşliğinde egzotik bir atmosfer. Muhteşem!

11- Ithaa Undersea Restaurant – Rangali Adası, Maldivler

Okyanusun içinde bulunan bu restoran muhteşem bir deneyim sunuyor.

 

Aracısız Beyinler Arası Bilgi


Dünyanınenpopülerparanormalefsanelerindentelepatiyeteneğinibilimsayesindegerçeğetaşımayabiradımdahayaklaştık. ABD ve İsrail’den bazıaraştırmacılarınimzaattığıbilimselbirçalışma,ikiinsanbeyniarasındadoğrudanveriaktarılmasınasahneoldu.Geleneksel iletişimyöntemlerininaksine,yazılı ya dasözlüaktarımkullanılmayanverialışverişi,aralarında tam 5000kmmesafebulunandeneklerlegerçekleştirildi. 28 ve 50yaşaralığındaki 4denekte debaşarılıolanyöntem,verigönderentarafınkafaderisinetemasedenbirelektrotsayesindemesajınalgılanması ilebaşlıyor.İnternetüzerinden 5000kmötedekialıcıyaulaştırılanveri,elektromanyetikindüksiyonyöntemi ilemesajıalacakkişininbeynineişleniyor.Cerrahi müdahale kullanılmayan bu yöntem, internetin insanoğlunun sinir uzantılarından biri gibi işlev görmesine ön ayak oldu. Kişisel iletişimde çağ atlatmasını sağlayacağını düşündüğümüz bu araştırmanın birbirimizi daha iyi anlamamıza ve farklılıklarımızı kabullenmemize vesile olmasını diliyoruz.

 

KOKULAR VE İNSAN FREKANSLARINA ETKİLERİ


Kokular, tıpkı sesler ve renkler skalasına benzeyenbir dizi frekanstan ibarettir.
Beynimiz, beş duyunun verileri dahil, herşeyi frekanslar halinde algılar,
çiçeğin kokusu, metalin sertliği, rengin maviliği gibi
her algı, frekansların beyin tarafından koklama, görme gibi duyulara dönüştürülmüş halidir.

Her kokunun saniyedeki titreşim sayısı bize farklılıkları verir,
sümbülü veya papatyayı düşündüğümüzde, koku frekansını anımsayabiliyoruz.
DNA, çeşitli frekanslar yayınladığı için, böyle bir foton alışverişi, canlıların içte ve dışta, bu anlamda etkileşimlerini ortaya koyar.

Canlıların sahip olduğu frekans seviyeleri, megahertz (MHz) olarak ölçülebiliyor.

Tabi hepimiz, bu titreşimlerle tesir alışverişi yapabiliyoruz.
Yiyecekler, içecekler belli biyofrekanslarla ölçümlenirken,
koku ve esanslar, insan bedenindeki frekanslar üzerinde önemli etkilere neden olabiliyor.

Normal bir kişi 62 ile 72 MHz civarında bir frekans aralığında titreşiyor. Beynimiz normalde 72-90 MHz ile titreşirken,

sağlığın tehdit altında oluşu 58 MHz’de,
Kanser türü tablolar 42 MHz ile
ölüme yaklaşma anları ise, 25 MHz ile belirlenebiliyor.

Esans yağlarının 52-320 MHz aralığında değişen frekanslarına örnek vermek gerekirse;

Lavanta 118, Nane 78, Melissa 102, Gül 320, Ardıç 98, Alman papatyası 105 MHz.

Bazı deneyler eşliğinde, esansların, kokuların, tütsülerin, içki, yiyecek, kahve gibi maddelerin

frekanslarımızı düşürdüğü ya da yükselttiği tespit edilmiş.
69 MHz vücut frekansına sahip olan bir insan, sıcak bir çayı eline alır almaz,
beden frekansı değişir, çayı içtiğinde 61 MHz’e iner,
uçucu bir esansı koklar ve frekansı 68 MHz’e çıkar.

Negatif düşünce, insanın frekansını 10 birim düşürür,

güzel olan düşünceler ise, 10 birim daha yükseğe taşır.
Dua ve konsantrasyon çalışmaları oldukça yarar sağlayıp, 15 MHz’lik bir artışa yol açar.

Özellikle gül koklamak, gülsuyu ve gül esansı kullanmak büyük ölçüde frekans arttırarak,

fiziksel gücü sağlıyor, nöronların iletimini güçlendiriyor, zira gülün frekansı çok yüksek.
Hz. Muhammed’in (S.A.V) saf gül kokusu, kalp nurunu, temizliği, iç alemin nice sırlarını işaret eder.

Yuhanna 12:3-8 kısmında,

Meryem’in yarım litre kadar saf hint sümbülünden yapılmış değerli bir yağı Hz.İsa’nın ayaklarına döktüğü yazar.
İsa, Yahuda’ya, “Meryem’e ne yapması gerektiğini söyleme.
Bırak da, hoş kokulu yağı, benim gömüleceğim gün için saklasın” der.

Tevrat’ta ise, Özdeyişler.Bölüm 27: 9’da, 1 Davut oğlu İsrail Kralı Süleyman’ın özdeyişlerinde;

”Güzel koku ve buhur canı ferahlatır” sözü, bir diğer anlamda,
bu tür bir kokunun frekansımızı yükseltmekteki aracılığına örnek sayılabilir.

Düşük titreşimli kokuların 70 MHz altında oldukları biliniyor,

bunların da ruhsal dengeye yardımcı olabildikleri düşünülmüş.
Tabi bu frekans dizinleri içinde varsayılan somutluk ise, illüzyonun kendisidir,
herşey atom altı parçacıkların frekansları ile verilerini yayar.

BEYAZ KOKU.

Her kokunun tıbbi bileşenleri ayrı, kimi masumiyeti ve huzuru getirir,

uzaktan bile, gizli etkisini gösterir, insanın temel doğasına etkir.
Geçen yıl, bilim adamları 86 kokunun bileşiklerini aynı yoğunlukta damıtmıştı,
daha sonra, farklı bileşiklerden, değişik karışımlar oluşturulmuş,
en çok 43 adet olmak üzere, kokulardaki bileşik sayısı arttırıldığında ,
karışımlardaki kokuların birbirlerine benzerliğinin yoğunlaştığının saptanması ile ‘beyaz koku’ oluşturulmuştu. Bu türde bir beyaz koku, 30 ve daha fazla eşit yoğunluktaki bileşenden oluşuyor.

GÜZEL KOKU VE ŞUUR.

Keyfi etkileyen bir duyu ile güzel koku, sıklıkla zihni açıyor ve iyi çalıştırıyor.

Beyindeki olumlu çağrışımları hızlandırıp, hafızayı etkiliyor.
Felsefi bir simya ilkesi ile, aromaterapi bağlantısı da kurulabilir.
Belli kokuların kombinasyonları, mutlaka duygusal ve ahlaki yönde bile,
karakterlere ayrı ayrı faydalı ve tedavi edici fiziksel etkiler taşır.
Örneğin tütsü kullanımı, meditasyon sırasında bilinci yükseltmeyi kolaylaştıran bir uygulamadır.
Farklı kokular ve uçucu yağların, insan bilinci üzerinde farklı yararlı etkilere sahip olduğunu biliyoruz.
Japon bilim adamları, yasemin kokusunun, hızlı ve kalıcı öğrenmeyi sağladığını bulmuşlar.

Kokular, şuurumuza etkirken,
bazen de garip davranışlara ve hislere neden olabilirler,
parfümler hayal gücünü coşturabilir, çekiciliği arttırabilir.

Mistik manada, kutsal ritüellerde toplantılarda kullanılan koku ve tütsüler değişik şuur durumlarını tetikleyebilir.

Diğer yandan, bazı varlıkları cezbedici etkileri bulunan kokular, ikram edilen aromalar da gizemcilikte önem kazanır.

KISACA KOKU, VARLIKLAR VE İKRAM

Koku bir latife halindedir, ulvi alemlerin ve görevli meleklerin, ya da, müekkillerin,

ulvi ya da sufli olsalar da, kendilerine özgü koku çemberleri bulunur. Duygu ve düşüncelerin de kendi kokuları bulunur.

Kozmik anlamda melekler veya başka güç alanlarına ilişkin varlıkların kodları,
bir kokunun frekansına kayıtlanmış olabilir,
böylece bilinçaltı, onun enerjisi ie bağlantı kurmayı kesintiye uğramadan sürdürebilir.

Davetlerde celp anında koku duyulur,

ikram edilen koku ile, davet edilen görevlinin koku çemberinin, benzer frekansta olması esas alınır.
Bunlar ruhani armağan veya bir tür adsorbe edilecek besin, bir tür yiyecek haline gelebilirler.
Her tütsü yakıldığında, her zaman cazibe alanı oluşmaz, ancak amaca uyan işlemler yapılırsa bu mümkün olabilir.

Koku ile cezbedilen değişik enerji alanları bulunur.

Örneğin, sürekli ayni parfümü kullanan bir bayanın bayılmaları sıklaşır, çare bulunamaz,
parfümü bittiğinde, bir süre için alamayınca bayılmaları kesilir,
parfümü kullanıldığında yeniden başlaması ile saptanan olgu;
bu koku ile cezbedilen bir enerjidir ve bayanın nörolojik faaliyetini de olumsuz etkilemektedir.

AROMATERAPİK BAZI ÖRNEKLER.

Okaliptüs: Melankolinin, üzüntü ve endişenin dağılması.
Sandal ağacı: Derin düşünce, hayal gücünü yüksekliği.
Günlük: Olumsuz düşüncelerin, nazar enerjisinin uazklaştırılması, sükun.
Gül: Dinginlik, huzur, sevgi.
Limon: Rahatlama, sinir yatışması.
Yasemin: Anlayış, kavrama, mistik algı.
Lavanta: Enerji, şifa, arınma.
Papatya: Arı, içten duygular, sevinç hissi.

BEŞ MANEVİ KOKU.

Hui-neng, Zen Budisttir. 638 doğumludur, 713 yılında ölmüştür.

Sade yaşam ve onurunun önemini kavrayıp anlatmıştır.
Hui-neng, manevi koku metaforunu kullanarak, bilgelik yolunu göstermeye çalışmıştır.

Beş manevi koku:

1) AHLAK kokusunu süren;

kötülük, kıskançlık, açgözlülük, nefret, hırsızlık ve saldırganlık taşımaz.

2) DENGE kokusunu süren;

Kendi zihninde herhangi bir kesinti olmadan, nesnelerin iyi ve kötü özellikleri görme yeteneği ve istikrar kazanır.

3) BİLGELİK kokusunu süren;

hiçbir zaman kendi zihninde tıkanıklık olmadan, her zaman sağduyu ile
maddenin doğasını ve doğayı gözlemler, netlik sahibidir, iyilik ve nezaket özelliği taşır.

4) KURTULUŞ kokusunu süren;

zihnini nesnelere sabitlemekten kurtarmıştır.

5) SEZGİ VE AÇIK GÖRÜŞ kokusunu süren;

sessizlik içinde kendi özgün zihnini tanımayı, aydınlanmayı, uyumu,
bencil kişiliğin arınmasını sağlamıştır, gerçek doğasının bilgisine sahiptir.

Bilgi, uygun çaba ile, deneysel adımlarla, uygulamalarla elde edilebilir.

Bilgelik yolu uzundur ve dikkat gerektirir.
Sürekli farkındalıkla, beş manevi parfümü koklayarak, bu metaforu kullanan ise, iyi bir yolcudur.

Türkiye’nin ilk ses mühendislerinden Süden Pamir


Ses teknolojileri veya ses mühendisliği deyince hemen herkesin aklınamüzik ile ilgili ses sistemleri geliyordur herhalde. Peki ses teknolojileri ileterörizmin engellenebileceğini, nokta ses frekansı atışıyla kusursuz cinayet işlenebileceğini, istediğiniz kişiyi kendinize aşık edebileceğinizi, bir sırrı itiraf ettirebileceğinizi veya dünyanın ritmine uyum sağlayabileceğinizi biliyor muydunuz?

Süden Pamir, Bilkent Üniversitesi İç Mimari Bölümünü bitirdikten sonra İngiltere’deki SAE kolejinden ses mühendisliği diploması almış ve Middlesex University‘de ses teknolojileri üzerine master yapmış. Beyoğlu Galatasaray‘da kurduğu İletişim Teknoloji Müzik Akademisi İTM‘de de ses mühendisi yetiştiriyor ve müzik teknolojisi, ses teknolojisi, performans teknolojileri, elektronik müzik ve ileri kayıt teknikleri gibi dersler veriyor.

Süden Pamir

Terörizme subliminal mesaj

Nedir ses teknolojisi tam olarak?” oluyor ilk sorum. “Dünyada pekçok alanda kullanılabilen bir teknoloji. Beynimiz her şeyi elektrik akımlarıyla algılar. Ses frekansı da bir tür elektrik akımıdır, enerjidir. Bu enerjiyi kullanarak insanların algısını değiştirebilir, istediğiniz komutla hareket etmesini sağlayabilirsiniz..” yanıtını alıyorum. Ses teknolojisinin en önemli alt dallarından biri ise subliminal mesaj. Müziğin veya şarkının içine insanın algı sınırının dışında bir frekansta söylenmiş mesaj yerleştiriliyor, bu üst bellek tarafından tanımlanamıyor ama alt belleğe gidiyor. Örneğin bir terörist saldırı ihbarı alındığında o bölgeye bir müzik yayını yapılabilir Pamir’in anlattığına göre. Yayınlanan şarkıya frekansı değiştirilmiş olarak “Bu saldırıyı yapma” gibi bir mesaj yerleştirilirse terörist algıda seçicilikle bu mesajı farkeder. Duyduğu şeyin ne olduğunu anlamaz ama alt belleği bunu algılar ve içinden bir ses ona “yapma” demiş gibi gelir. Hatta bunu kendisine Allah‘tan bir mesaj gibi görür. Ancak dünyada ve Türkiye’de bu tür mesajların toplum güvenliği dışında kullanılması kesinlikle yasak ve cezası var. Süden Pamir ise yalnızca bir kereliğine İstanbul Teknik Üniversitesi‘nde verdiği bir konferansta öğrencilere konuyu anlatabilmek için hazırlamış subliminal bir mesaj. “Konferans süresince bir müzik dinlettim öğrencilere. Müziğin içine ‘Suu‘ diye yalvaran bir sesi frekansı yerleştirdim. Sunumun sonunda öğrencilere susayıp susamadıklarını sordum. Şaşkın bir şekilde hepsi çok susadıklarını söylediler.” diye anlatıyor bu tecrübesini.

Pamir’in söylediğine göre kaçak olarak subliminal mesaj kullananlar var, “Ülkemizde bazı radyo kanallarının bunu yaptığı tespit edilmiş ama detaylar henüz bilinmiyor. Almanya’da ‘Kara Sesin Radyosu‘ diye bir kanal var, radikal İslamcılara ait bir frekans. Subliminal yöntemle aşırı saldırgan, dini içerikli, cihad çağrısı yapan, uyuşturucu hap kullanmayı komutlayan mesajlar yayıyor. Alman polisi de Türk polisi de bunu biliyor ama sürekli frekans değiştirdikleri için baş edilemiyor.” diyor. Ayrıca müzik dünyasında da bu tür tehlikeli mesajlar kullanılıyormuş. Özellikle de bazı heavy metal gruplarının şarkılarında… 11 Eylül saldırılarının bile bu şekilde gerçekleştirildiğini idida eden uzmanlar varmış. Bu ididalara göre kulelere giren uçaklarda bir terörist bile yokmuş, saldırı direk pilotların alt bilincine seslenen subliminal komutlarla gerçekleştirilmiş.

Doğum frekansı itiraf ettiriyor

Ses teknolojisinden askeri amaçlı da faydalanılabiliyor. Peki ses silahı nasıl kullanılıyor? Örneğin nokta atışıyla bir kişi öldürülebiliyor. Mantık ise son derece basit: Bir insana kalbin atış hızı olan 10-15 Hz frekans verirseniz, kalbini anında durdurabilirsiniz. Tıpkı yolda yuvarlanan bir topa onu durdurabilecek güçle baskı yaptığınızda duracağı gibi. Yani adli bilimlerin en çok tartışılan konularından biri olan “Kusursuz cinayet işlenebilir mi?” sorusu da ses ile yanıt buluyor. Ayrıca ses titreşimleri ile bir insana işkence yapmak, onu çıldırtmak, sorgu masasında itiraf etmesini sağlamak hatta beynini bile patlatmak mümkünmüş. Nasıl mı? İnsanın algılayamayacağı kadar yüksek frekansta ses verirseniz kişi acı çekiyor, çünkü kaldıramayacağı kadar yüksek elektrik akımına maruz kalıyor. İnsanın algılayabileceği ses frekansı ise 20 Hz ile 20 bin Hz arasında. 20 Hz‘nin aşağısını ve 20 bin Hz‘nin yukarısını duyamıyoruz. Peki ya duyum eşiği olan 20 Hz‘nin altındaki seslerin zarar vermeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Çok yanılıyorsunuz. Pamir düşük frekanstaki seslerin neler yapabileceğini şöyle anlatıyor: “Bir bebek doğduğunda çıkardığı ilk ses 2,5 Hz frekanstır. Eğer bir insana 2,5 Hzfrekans verirseniz duygusal olarak ilk doğduğu ana gider ve o korku, şaşkınlık, boşlukta olma, çaresizlik durumunu yaşar. Doğal olarak ona ne itiraf ettirmek isterseniz o boşluk anında ettirebilirsiniz. 3,5 Hz kulak zarının en duyarlıolduğu frekanstır, bu frekansta kulak zarını patlatabilirsiniz.”

Protokolkovar sistem

Gittiğimiz konserler güvenli midir acaba sorusu geliyor ister istemez akla! Pamir de bu soruyu bir Sezen Aksukonserinde yapılan büyük hatadan söz ederek yanıtlıyor. “Bas hoparlörler hemen protokolün karşısına sahnenin önüne konmuştu. Bu hoparlörlerden 10-15 Hz bas ses verilir. Protokole de genelde orta yaşlılar ve yaşlılar oturur, kalpleri de genç birinin bile hayatını tehlikeye sokabilecek bu 10-15 Hz frekansa karşı o kadar yakın mesafede uzun süre dayanamaz. Sözünü ettiğim Sezen Aksu konserinde ilk 5. dakikada tüm protokol konser alanını terketmişti. O hoparlörleri yanına yaklaşılsın ya da dinleyicilerin dibine konsun diye yapmıyorlar ki, arada biraz mesafe olacağı düşünülüyor.”

Sesten koku üretilebiliyor

Ses frekanslarıyla yapılabilecekler bu kadarla sınırlı değil. Süden Pamir York Üniversitesi’nin otistik çocuklar üzerine yaptığı çalışmadan da söz ediyor: “Çocuğa elini kaldır dediğinde kaldırmasını sağlayan şey, beyinde bu komutu gerçekleştiren elektrik akımın oluşmasıdır. Bu oluşmuyorsa elini kaldıramaz. Çalışmalarda çocuklara kolunu kaldırmalarını sağlayacak elektrik akımını yaratan güçte frekans göndererek hareket edebilmelerini sağladılar. Şimdi zeka geriliği üzerine de aynı çalışmayı yürütüyorlar.” Acaba ses frekanslarıyla beyne istenen her komutun yüklenebilmesi mümkün mü? Evet, pek çok şey yapılabiliyormuş. Mesela artık teknolojik olarak kokulu film yapmak mümkünmüş: “İnsan kan kokusunu duyduğunda burnuna gelen koku molekülleri beynin koku ile ilgili bölümünde elektriğe çevrilerek o şekilde algılanıyor. Aynı tür ve frekansta bir elektrik akımını ses titreşimi olarak dışarıdan da gönderirseniz kişiye kan kokusu almış hissi uyandırabilirsiniz, bu bir beyin yanılsamasıdır, psikoalgıyla alakalıdır.” diye açıyor konuyu Pamir.

Sırdaş masa

Ses teknolojileri suç olaylarında da kullanılabiliyor. ABD’de özellikle banka soygunlarında faydalanılıyor bu bilimden. Örneğin polis soyguncu ile telefon temasına geçtiği anda ses mühendisleri telefondaki sesten kişinin bankanın neresinde, hangi odasında olduğunu tespit edebiliyorlar. Bir sesin metale, tahtaya, plastiğe, duvara veya herhangi başka bir maddeye çarptığında verdiği yankı birbirinden farklı. Sesin yankılanış biçimine göre bulunduğu odanın büyüklüğünü de tespit etmek hatta odanın şeklini, kaç köşesinin olduğunu tanımlamak da mümkün. Dolayısıyla suçlunun sesinden hangi tür eşyaların bulunduğu, hangi büyüklük ve şekilde bir odada olduğu tespit edilebiliyor. Bunun için kullanılan bir bilgisayar programı da varmış ki Pamir bu programla Tataristan‘dan bir opera binasının çizimlerini bile yapmış, “175 hoparlörün binanın nerelerine yerleştirilirse mükemmel ses düzeneğinin sağlanabileceğini hesapladım. Pahalı bir teknoloji de değil, 4-5 bin dolar değerinde.” diyor. Ses frekansları mimari ve dekorasyonda da kullanılıyor. Pamir’in bu konuda yaptığı bir çok iş var. Mesela iş adamlarının gittiği, üst düzey ihale toplantılarının yapıldığı bir restorantta, seslerin toplantı masasının dışına çıkamadığı bir düzenek yapmış. Masada konuşulanları yalnızca masadakiler duyabiliyor. İki adım ötedeki başka biri masada konuşulan hiçbir şeyi duyamıyor. Bu türlü düzeneklerin genel sistemi ise şu: “Bir sesi yok etmek isterseniz onu kendi molekül yapısının zıttı aynı frekansta başka bir ses ile çarpıştırırsınız ve mevcut ses enerjisini yok ederek ısıya dönüştürürsünüz. Zaten bu sistem olmasa kimse uçağa binemezdi. Çünkü uçak motorlarının sesi tahammül edilemeyecek kadar yüksektir. Uçakta bu sesler birbirleriyle çarptırılarak kendilerini yok ederler. Bu sistem ile pencereleriniz açık olsa bile evinizde gürültüden uzak huzurlu bir ortam yaratabilirsiniz.”

Mısır piramitleri ses ile mi yapıldı?

Türkiye’nin ilk ses mühendislerinden olan Pamir’in yaptığı başka ilginç işler de var. Mesela Ayvalık‘ta bir açık hava diskosuna müzik sesinin dışarıdan duyulamayacağı bir düzenek yapmış. Ses çizilen sınırdan öteye çıkamıyor, başka bir ses frekansı ile karşılaştırılıp yok ediliyor. İstenirse bir odanın içinde bile belli bir çizgiden sonrası sessiz yapılabiliyor. Pamir bir okulun spor salonunu hem spor hem konser için uygun hale de getirmiş. Çift kullanımlı yani. Çünkü basketbol oynarken yankıya ihtiyaç var ama konserlerde yankı olmaması gerekiyor. Açıkhava konserlerinde de yalnızca müziğin duyulabileceği bir ses kalitesi sağlamak mümkün ses teknolojileriyle. “Gereksiz, gürültü olarak algılanan sesleri yok edip, insanın algısını düzelten, müziğin daha net algılamasını sağlayan frekanslar kullanıyoruz. MTV bu konuda çok ileri. Açıkhava konserleri düzenliyor ve ses alanda stüdyo kaydı gibi duyuluyor.” diye anlatıyor. Tübitak‘ın da böyle bir deneyi olmuş. Ses frekanslarıyla iki alüminyum levhayı birbirinden ayır. Mısır piramitlerinin de ses ile yapıldığını iddia eden bilim adamları varmış. Taşların ses ile kaldırılıp yerleştirilmiş olabileceğini düşünüyorlarmış. “Ses kötü amaçlarla kullanılabilir rahatlıkla değil mi?” diye soruyorum. “Zaten York Üniversitesi’nin çalışmalarını internetten okuduğumda çok korktum, ya başkaları da okursa diye. Çünkü yazılanlar iyi niyetli kişilerce bile laboratuvar koşulları dışında denense inanılmaz kötü sonuçlara sebebiyet verebilir.” diye yanıtlıyor.

Gandarva Veda dinle, hayatın ritmini yakala

Ama frekanslar insan üzerinde iyi amaçlarla da kullanılabiliyor.. “Türk Sanat Müziği makamlarının hiçbiri bilinçsiz yapılmış değildir.” diyen Pamir şöyle devam ediyor: “Dünyanın ve insanın bir ritmi vardır, makamlar da bu ritme uygun yapılmış ki dinleyen iyi hissetsin, şifa bulsun, mutlu olsun diye. İhtiyacımız olan frekanslar belirlenerek yapılmış o makamlar. Doğru zamanda dinlenirse iyileştirici etkileri bile olduğu artık bilimsel olarak dünyanın değişik üniversitelerinde yapılan araştırmalarla kanıtlandı biliyorsunuz. York Üniversitesi makalelerinden her saat diliminin bir ritmi olduğu ve o saat diliminde bulunan ülkelerin ritminin aynı olduğu, o ritm dışında davranan insanın hastalığa, başarısızlığa, uyumsuzluğa sürüklenebileceğini okumuştum.” Peki ritm dışına nasıl çıkılıyor? Pamir’e göre geç kalkıpgeç yatmak en önemli ritm bozma unsuru. Gandarva Veda diye Hindistan’a ait bir dinleti varmış. Gandarva Veda CD’lerinin içinde çeşitli ses frekansları bulunuyor ve hepsinin de dinlenmesi gereken saatler üzerinde belirtiliyormuş. “Eğer o saatte dinlerseniz dünyanın ritmine göre akort oluyorsunuz. Örneğin uyku saatinde uyku frekanslarını dinlerseniz hemen uyuyorsunuz. Gandarva Veda araştırmaları üzerine Amerikan Maharishi Üniversitesi‘nde bir kürsü bile var. Ünlü besteci Schuman da dünyanın ritmini hesaplamış ve bestelerini o ritme uygun olarak yapmış.” diye açıyor konuyu Pamir. Hatta günümüzde de dünyanın ritminin büyük kulüp ve diskolar tarafından bilinçli bir şekilde kullanıldığını belirtiyor. “DJ’lik dediğiniz meslek bu zaten. Neyi hangi saatte dinleteceğinizi bilirseniz daha çok para kazanırsınız, mekanınız dolup taşar.” Diyor.

“Dualar Arapçasıyla etkili”

Gürültü kirliliğinin de insanı olumsuz yönde etkileyeceğini söyleyen Süden Pamir, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Çünkü kulağın duyduğu tüm sesler beyne iletiliyor. Gerçi insan yalnız konsantre olduğu sesi duyar ama diğer sesler de beyne iletiliyor aslında ve yorgunluğa yol açıyor. Beyni boşaltmak gerekiyor bu yüzden, toprakta çıplak ayak yürümek, doğa yürüyüşleri yapmak iyi gelir. Bence okullarda gürültünün emilmesi için düzenekler kurulmalı. Böylece öğrenci yalnız öğretmenin sesine konsantre olur ve daha uzun süre konsantrasyon sağlayabilir.” Ses frekanslarının özelliklerinden dolayı duaların da Arapçasından okunursa etkili olacağına inandığını söyleyen Pamir, Arapça‘nın çok zengin bir frekans yelpazesine sahip olduğunu belirterek, kelimelerdeki seslerin yan yana geldiğinde çok olumlu etkiler bırakacak şekilde düzenlenmiş olduğuna dikkat çekiyor. “Ama duaları sesli okumak lazım. Ben Yasin suresini okuduğumda zangır zangır titrerim.” diyor.

Frekansla aşk tarifi

“Bir insanı ses frekanslarıyla aşık etmek de mümkün müdür?” sorusu geliyor aklıma. Pamir’in verdiği aşık etme, daha doğrusu kişinin duygularını harekete geçirme frekans tarifi ise şöyle: “Önce aşık etmek istediğiniz kişinin konuşurken kullandığı baskın frekansı bulmanız gerekir. Bu frekanstan daha yüksek bir frekans kullanarak onu etkileyebilirsiniz. Örneğin kişinin baskın frekansının 300 olduğunu düşünelim. Ve onunla birlikteyken duygularını canlandıracak bir müzik çalmak istiyorsunuz. Çalacağınız müziğin 300 frekansın üzerindeki frekanslarından tek basamaklı olanların gücünü düşürüp çift basamaklı olanları baskın hale getirirseniz o kişinin etkilenme kapasitesi artar. Belki bu şekilde o an karşısında bulunan kişiye aşık olabilir.” Dünyada politikacıların daha etkili konuşabilmeleri için özel ses sistemleri olduğundan da söz eden Pamir, bas sesler ön plana çıkarıldığında politikacı çok güçlü, bir sahne sanatçısı da doğa üstü muhteşem bir varlık gibi hissettirilebiliyor. “Şu an Japonya‘da kıyamet günü Mikail tarafından üfleneceğine inanılan sur sesi yapılmaya çalışılıyor, bu nasıl bir şey olur sizce?” sorusuna da Pamir’in verdiği yanıt şöyle: “Bence insan sesine yakın bir ses olur çünkü insanı en çok etkileyen ses kendi sesine yakın seslerdir. Mesela ney muhteşem bir alettir, adeta insan nefesinden üretilmiş gibidir.”