İngiltere’de kızlarla aynı evde yaşamak


Olaylar benim başımdan geçmedi ama 1. ağızdan anlatıyorum. Biraz uzun ama okuduğunuza değecek.

Geçen yıl aslında herkesin yaşamak istediği bir olay yaşadım. Ama göründüğü kadar da istenecek olmadığını yazdıklarımı okuduktan sonra anlayacaksınız.
Ab projeleri vardır. Bazı öğrencileri yurtdışı ücretsiz olarak götürürler. Dil gelişimi açısından. Ben ve bir arkadaş daha bu proje kapsamında uzun süreli bir gezi için yurt dışına gittik. Benim gittiğim evde Polonya , İspanya , İtalya, Fransız , Macaristan dan toplam 5 kız daha vardı.
Anlatayım,

Eve ilk gittiğimde bizim için yapılan karşılama, hazırladıkları yemekler ve welcome party hakikaten “ben neymişim” derecesinde muazzamdı. Zaten benim yüzüm ilk ay boyunca jokerden daha fazla sırıtır haldeydi, hatta ilk gün, yurtdışında yaşama hayalime attığım adıma mı, her erkeğin hayalindeki ortamıma mı, yoksa gösterilen ilgiye mi sevineyim derken sevinçten uyuyamadım.
Sabaha karşı artık yol yorgunluğundan ve eğlenceden olsa gerek sızmışım ve saat 8’de uyandım.
İlk şoku burada yaşadım :
Saat 10’da ofise gideceğimizi söylediklerinden “kızlarla uzun uzun kahvaltı yapar, fikir edinirim iş hakkında” düşüncesiyle odamdan çıktım ve ilk şok! bildiğin ssk kuyruğu gibi banyo kuyruğu var kapımın önümde (odam banyonun yanı). Ama kimse odasına gidip beklemiyor, numaratör olsa sıra alacaklar o derece. insan 8’de sıkışıp saat 9:30’da işer mi? evet, böyle bir evde işer, ilk ders ağırdı, hatta neredeyse hem ıslak hem ağır olacaktı! ilk ders sonucunda bir sene boyunca 7:30’da uyandım.
İkincisi ise şu :
Kızların çok içmelerine müsaade etme!
İtalyan arkadaşın sevgilisi sicilya’da olduğundan ve çok özlediğinden benimle konuşmak, içini dökmek istedi ki çocukla ilk aylarımda tanışmıştım. gerçekten de çok hassas bir kız olduğundan o ağladı, ben dinledim.
Daha sonra sen misin dinleyen? bir kadeh içen, canı sıkkın olan, sevgilisiyle bozuşan, periyodu gelen odama gecenin bir vakti gelip, “ı shouldn’t be here but can we have a little chat, i know you are sleepy but…” diye cümleye başlıyor ve bitmeyen gece başlıyordu.

Arada bizimkilere skype’dan dert yanıyordum,”oğlum idare ediver, sahip çık arkadaşlarına” diyorlardı ama düz matematik bu: kızların ayda bir hafta psikolojisi bozuk, 1 ayda dört hafta var, bizde beş kız! daha bir hafta borçlu çıkıyorum, ben ne halt yiyeyim? (hepsi sırayla olmuyordu tabi, burada mübalağa var)

Türkiye’ye dönmeme üç ay kala yavaş yavaş agresif moda geçmiştim, malum kutsal topraklara geri dönecektim. Bu sebeple çok dertliydim. On numara işler buluyorum, maaşı muhteşem ama work permit alamıyorum, psikoloji resmen dağıldı. ama bizimkiler durur mu, hala canı sıkılan geliyor. En son polonyalı arkadaşa “is this room a church or am i a priest?” dedim, son üç ay kafam acayip rahat gezdim, ne bitmez çilesi varmış şu avrupalı’nın.

üçüncü ders : 3’ten fazla kızla dışarı çıktığında kralsin sanma.
Perşembe akşamları öğrenci gecesi olduğundan içkiler bedava denecek kadar ucuzdu. Her perşembe pub’a, cumartesileri de club tarzı yerlere giderdik ve hep beraber eğlenirdik. Aynı mekana, ikinci, üçüncü kez gittiğimizde tek erkek ben, yanımda beş kız olduğundan vip müşteri tadında ağırlanıyordum. Hatta club barmeniyle baya tanıştık hayatımda hiç içemiyeceğim içkileri içtim.
Yine bir cumartesi günü lava adlı bir club’a gitmiştik. saat gece 12’den sonra, ülke olarak, ayarlar kısmından ahlak mod off u seçtikleri için her şeye müsait bir ortam vardı.

Arkadaşlar pistte dans ederken ben barda “cool” takılıp içkimi içiyordum, biscolata erkeğine benzer, şık giyimli bir eleman geldi ve “hi” dedi, oturdu. Bana içki almak istediğini söyleyince benim iç ses “noluyoruz lan?” dedi. “no thanks” diyorum, “no really, ı insist” diyor. Sonra düşündüm, kaçtır geliyoruz, yanımda dünya kadar kız var, hiçbirine sarkmamışım, ev arkadaşı olduğumuzu, aile profilinde takıldığımızı da adam bilmez, kulakta da küpe, “oha, gay profiline uyuyorum” diye kendi kendime extraordinary bir sonuca vardım. bir ara türk kızına bağlayıp “ay buradaki erkekler de çok yapışkan, sokakta yürüyemiyoruz” tribi mi atayım diye kendi kendime dalga geçmişliğim de vardır, erkek asıldı lan! Dünyada 3 milyar kadın var içkimi bir erkek almak istedi, vay arkadaş, iyiki ingiltere’de çöl yok! Neyse adamı tersleyince olay kapandı gitti.

Dördüncü ders: aynı ortamda yaşadığın kız sayısı 2’den fazlaysa ya onların yaptığı yemekten ye, yada fast food tüket, sakın ve sakın yemek yapmaya kalkma!
Ben peynire bayılırım. o yüzden dolabımda envai çeşit peynir, şarap, bira ve buzlukta pizza – balık içeren bir döngüde yaşadım. gelgelelim mutfağa girmek ne mümkün. kızlar sabahtan mutfağa giriyor, sonra geceyarısına kadar ocakta birşeyler kaynıyor, sanarsın kızılay çadırlarının yemekleri bizden gidiyor. güç bela pizzamı italyanın yanından süzülerek mikrodalgada ısıttım, peynirimi macaristan ve ispanya ile omuz omuza mücadele ederek doğradım ve polonya bu işe çok bozuldu çünkü yanlışlıkla buzluktan onun pizzasını almışım. her neyse, bir yemek yiyeceğiz 3.dünya savaşı senaryosu yaşıyoruz.
bahsettiğim banyo kuyruğu ssk kuyruğu ise bu da bağkur kuyruğu, aynı bokun laciverti.

Beşinci ders: tek erkeksen, hem süperman hem spiderman hem de batman’sin, kaçışın yok.
odamda şarap, peynir kombinasyonumu kurmuşum maç izliyorum, banyodan bir çığlık yükseldi, sonra kapım açıldı, macar arkadaş çıplak odamda.(Korkudan napcağını şaşırmış) papağan gibi “spider, spider” deyip banyoyu gösteriyor. Gururum okşanmadı değil, kurtarıcı rolünü aldım, banyonun kapısını yavaşça açıp küvetin içine bir baktım, elimin yarısı büyüklüğünde tarantulavari bir örümcek var cidden. kız yemin ediyorum az tepki vermiş , o gün evdeki tek erkek olduğuma içerlediğim günlerden biri oldu. Çığlığı duyunca tabi tüm kızlar geldi. sıkıysa “ben de korkuyorum” de. mutfağa indim bulabildiğim en uzun sopayı aldım. örümceğin tam altına getirip altından pencereye doğru fırlattım ama çığlıkları duymanız lazım, herkes cem yılmaz’ın tabiriyle “içeri doğru sıçtı” o anda. neyseki pencereyi kapattık ve korku filmi o anda bitti.

diğer kahramanlık öyküm ise hırsızlık üzerine. evimiz üç katlıydı, en alt kat tv odası+mutfak, giriş katında 2 oda, üst katta da(benim kat) 3 oda ve banyo vardı. ben gitmeden önce de mutfak katından iki kez hırsız girmiş, hatta eve ait olan laptopu çalmış.
Bir gece alt kattaki arkadaşlar tıkırtı duymuş, odadan çıkamadıklarından telefon ettiler, “please come here, there’s someone in the kitchen” diyorlar. adam sanki bana geldi.
bir kat indim, kızlar yine toplanmış, birinde oyuncak tabanca vardı, “istersen bunu al korkutursun”dedi. “ya onda gerçeği varsa?” dedim, göz yuvarlakları büyüdü “oh fuck” dedi ama ben o gerilimde bile koptum. örümcekten sonra gerçekten daha rahattım ve aşağı indim, cidden geziniyor birileri. örümcek aşırı sürprizdi çünkü. bu en fazla beni görür, kaçar, bildiğimiz insan dedim içimden ama elimde beyzbol sopası var yine de, (çok adam dövdüm ya). mutfağa yanaştım, ışığı açtım “laan”diye bağırdım, iki kedi geldiği yer olan açık pencereden fırladı kaçtı, kaçarken de masanın üzerindeki iki tabağı alaşağı ettiler. bu sırada sesi duyan kızlardan yine yüksek desibelde çığlıklar aşağı kadar uzandı. tabak kırığını yerden alayım derken de elimi kestim, yukarıdan “are you ok?”diye seslendiler ve iyi olduğumu söyledim, elime bir bıçak alıp kestiğim yerdeki kan gözükecek şekilde yukarı çıktım, kızlar şok. ambulansı arayın, adam yaralı dedim, fransız arkadaş yemedi, gülmeye başladı, italyan arkadaş bir çığlık daha attı, sonra hepimiz bir anda kopunca o da anladı hırsız olmadığını. Çok korkutucu bir o kadarda eğlenceli bir geceydi.

Aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Özetle 5 kızla aynı evde kalmak gerçekten kolay değil.
Bir kızı idare edip anlaşmak çok kolay değilken beşi bir yerde ile uğraşmak muazzam sabır istiyor ki çok şükür o bende fazlasıyla vardı. bunda arkadaşlarımın da tatlı ve herşeye rağmen anlayışlı olması kesinlikle çok yardımcı oldu. ama kızların arasındaki çekişmeler, entrikalar ve alınganlıkları anlatmaya kalksam ne sayfalar dayanır ne de yazmaya saatler.

Türk kızlarıyla karşılaştırma yapmadan olmaz, bu bahsettiğim 5 arkadaşın beşi de türk olsaydı eminim o evi 2 ay dolmadan terketmek zorunda kalırdım. birbirini gerçekten arkadaş olarak görüp, olduğu gibi tanıyan ve beğenen insanlar değiliz biz ülke olarak. herşeyde bir etiket arayışı, çekişme mevcut.
orada ise egosuz ve son derece samimi olmalarından dolayı benim de hayatımı kolaylaştırdılar ki önceki kız arkadaşlarımla dahi paylaşamadığım bir çok konuyu onlarla açıkça konuşup hayata geçirebildim.

şimdi biriyle tanışınca doğal olarak ne naza ne de triplere kesinlikle tahammül edemiyorum ve oldukça sahte geliyor davranışlar. Bana katmış olduğu güzelliklerin yanında bu tahammülsüzlüğü de aşılamadı değil…

Merak edenler olur. Gerçekten aile gibi bir ortam vardı. 5 kız dışında orada yaşadığım ilişkiler oldu. Zaten bizim evdekilerle denemeye kalksam birisi ters tepse okulum açsından büyük sıkıntı olurdu.

Reklamlar

Fikriniz varmış,malınız gibi paylaşınız...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s