115 yıl önce yapılan ve 50 yıldır boş olan kaderine terkedilmiş Büyükada Yetimhanesi


Büyükada’da Rum Yetimhanesi olarak bilinen bina, Avrupa’nın en büyük ahşap binası olmasıyla ünlüdür. Yaklaşık 115 yıl önce inşa edilen bu bina, değişik amaçlarla kullanılmıştır.

İstanbul’un Anadolu Yakası’ndan Fenerbahçe-Dragos arasında kalan sahil kesiminden Büyükada’ya bakıldığında büyük bir bina göze çarpar. Büyükada’nın Manastır Tepesi’ndeki bu heybetli bina 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından “Prinkipo Palas” adı altında Casino – Hotel olarak tamamen ahşap malzemeler kullanılarak inşa edilir.Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury’dir

Ancak devrin yöneticileri otelin Büyükada’nın ahlakını bozacağını ileri sürerler ve Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamid’i etkilemeyi başarırlar.Binanın güney Fransa’dakilerin benzeri bir Casino-Hotel olarak kullanılması öngörülüyordu. Ne var ki Casino-Hotel anlayışı Osmanlı yönetiminin örf ve adetlerine ters düştüğü için gerekli izin alınamadı ve bina satışa çıkarıldı. Büyükada’nın tepesindeki ahşap bina, yarım kalan haliyle Balıklı Rum yetimhanesinin kullanımı için dönemin en zengin Rum ailelerinden olan Andreas Syngros Vakfı tarafından 15 bin Osmanlı lirası karşılığında satın alındı.

Diğer zengin bir Rum ailesi olan Zarifis’lerin 3700 altın Osmanlı lirası da bu meblağa katılınca, aynı amaçla 1180 Osmanlı lirası bağışta bulunan Sultan Abdülhamit, kamu yararına olan durumlarda olduğu gibi bir ferman yayınlayarak bu binayı “Balıklı Rum hastanesinde barınan kimsesiz Rum çocuklarına hizmet vermesi için, Rum patrikhanesinin himayesine” verdi. 

Bina, 21 Mayıs 1903’te Sultan Abdülhamit’in ve dönemin Patriki 3. İoakim’in de hazır bulunduğu bir törenle yetimhane olarak hizmete açıldı. 206 odadan, büyük bir mutfaktan, görkemli bir kütüphaneden ve 15 kişilik personelden oluşan yetimhane, yatakhaneden başka ilkokul ve çeşitli meslek okulları da barındırıyordu. İlkokulda 3 Rum, 2 Türk öğretmen ders veriyordu. Kimsesiz çocuklar ilkokulu bitirdikten sonra, aynı yetimhane içinde sanat okuluna gidiyor; piyasada kendisine bir iş bulacak kadar çeşitli meslekler öğreniyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın çalkantılı yıllarında Kuleli Askeri Mektebi bu binaya yerleştirilir. Yetimhane de Heybeliada’ya taşınır. Daha sonra işgal kuvvetleri tarafından adaya yollanan Rum göçmenleri barındıran bina, bir dönem Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nden kaçan Rus mültecilere ev sahipliği yapar.Soğuktan korunmak için Rus mülteciler, binanın ahşap kaplamalarını sökerek yakarlar. Binaya zarar verirler. 1960′lı yıllarda Kıbrıs’ta yaşanan gerginlik nedeniyle Patrikhane’nin elindeki binaya el konulur ve 65 yıl hizmet verdikten sonra tamamen kapatılır.

Görkemli ve etkileyici bir mimariye sahip olan Büyükada Rum Yetimhanesi ahşap sistemde inşa edilmiştir. Yapı yan bölümlerinde 6, diğer bölümlerinde 5 katlı. Binanın heybetine rağmen cephe mimarisi olabildiğince sade tasarlanmıştır.

Birbiri üzerine tekrarlanan çıkmalar ile cephelere hareketlilik getirilmeye çalışılmış. Tiyatro salonundaki iç mekan ahşap süsleme detaylarına karşılık, diğer iç mekanlarda sade bir mimari hakim. 

Büyükada’nın tepesine bakıldığında hemen göze çarpan Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesinde önceleri idare binası olarak inşa edilen, daha sonraları ise ilkokul olarak kullanılan bir yapıyla birlikte zamana direnmeyi sürdürüyor.

Yetimhane olarak kullanıldığı yıllarda binanın ön cephesinde küçük çaplı bir yangın çıkar.Bina yangında fazla zarar görmez.Ancak, bu yangında bazı çocukların yanarak can verdiği söylentisi yayılır.

Söylentiye göre, yangındaki panik sırasında çocuklardan biri bahçedeki kuyuya düşer. Ancak kimsenin oraya bakmak aklına gelmez. 

Çocuk kuyuda ölüme terk edilir. Bu olaydan sonra kuyunun içinden çocuk sesi geldiği efsanesi kulaktan kulağa yayılır.

Adeta çürümeye terk edilen binadan çocuk sesleri geldiği efsanesi günümüze kadar ulaşır. Adada yaşayan ya da burayı ziyaret eden birçok kişi, gerçekten çocuk sesleri duyduklarını iddia eder. Kuyuya düşüp ölüme terk edilen çocuğun yardım isteyen sesinin hala binada yankılandığı söylenir.

Düştü düşecek ahşap merdivenlerdeki oymalı trabzan, zamanın tahrip ettiği salonun köşesinde kendi kendine çürüyen bir piyano, müdür odasındaki kırık dökük, ve çürümüş zeminde 1920, 30 ve 40’lı yıllardan kalma öğrenci kayıtları, karneler, öğrencilerin ders gördüğü sıraların üzerinde Rumca yazılı isimler ve tarihler ister istemez yıkılmaya yüz tutmuş bu güzel binanın yetimhane olduğu sıcak günleri hayal ettiriyor. Yetimhane adeta, 1912’lerden bu yana okyanusların dibinde yatan yaşıtı Titanic’in iskeletini andırıyor.

Bina 1964’den bu yana hiçbir şekilde onarım görmemesine rağmen, ayakta kalmaya devam ediyor.

 

Reklamlar

Fikriniz varmış,malınız gibi paylaşınız...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s